İstiklal Marşının Yazılması


Üstad Mehmed Âkif 10 yılı aşan uzun bir ayrılıktan sonra memlekete döner. (16 Haziran 1936). Gurbet illerinde sevgili yurdunun hicran ve hasreti onu yakıp, kavurmuştur. Ciğerleri şişmiş, vücudu bir külçe kemik hâlinde kalmıştır. Beyoğlu'nda Mısır Apartmanı'nın loş ve sâkin bir odasında son günlerini yaşıyordur. Sevdiği bazı arkadaşları kendisini ziyarete gelmişlerdir. Millî Mücadele günlerinden bahsedilirken, söz İstiklâl Marşı'na intikal eder.

Marş, milletin malıdır.

İstiklâl Marşı denince Üstad Âkif'in gözleri büyür ve parlar. Hastabakıcının yardımıyla doğrulur, anlatmaya başlar:

"- İstiklâl Marşı... O günler ne samimî, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Bin bir facia karşısında bunalan ruhların, ızdırablar içinde kurtuluş dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hâtırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz... Onu kimse yazamaz... Onu ben de yazamam... Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur..."

Bunu söylerken Üstad Âkif yorulur. Başı yastığa düşer. O kemik külçesi yavaşçacık itina ile yatağına uzatılır. Misafirler veda ederler. Üstad Âkif gözlerini kapayarak sâkin, sessiz uyumaya başlar.

Millî marş için açılan müsabaka


İstiklâl Marşı'nın yazılış serüveni şöyle başlar:

Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı) memleketin bütün şairlerini millî marşın yazılması için dâvet eder. Bunun üzerine her taraftan güzel şiirler gelmeye başlar. Sonunda 724 parça şiir gelir. Bunların içinden bazıları seçilerek basılıp, bütün Meclis âzâlarına dağıtılır.

Millî marş için ayrıca Vekâletçe mükâfat vaad olunur.

Gelen şiirler incelenir. Fakat hiç biri istenilen ölçüde değildir. Buna karşın gösterdikleri hassasiyet ve duyarlılıktan dolayı Maarif Vekili, Meclis kürsüsünden bütün bu kıymetli şairleri takdir duygularıyla anar, onlara saygılarını sunar, teşekkür eder.

Vekâlet yazılan 724 parça şiiri iftiharla, göğsü kabararak okumasına okur, fakat asıl aradığı, istediği şiiri bulamamıştır. Mücahedenin büyüklüğü nisbetinde kuvvetli bir şiir, gönülleri heyecana verecek heyecanlı bir ses istenmektedir.

Bu öyle bir şiir olmalıdır ki, gelecek nesillere, her zaman, o kutsal mücadeleyi ve büyüklüğü terennüm etsin... Kalbleri o heyecanla doldursun... Yurdun bütün ufuklarını o heyecanla inletsin... Bütün seslerin fevkinde yükselsin, yükselsin... Arşın kapılarına yapışarak haykırsın.

Bu ses, "ezelden beri hür yaşayan, kükremiş sel gibi bendini çiğneyip aşan, dağları yırtan, enginlere sığmayıp taşan, yurdun her taşı altında kefensiz yatan, her zerre-i hâkînden şühedâ fışkıran bir milletin, iman dolu bir göğsün" sesi olmalıdır.

Bu ses, "al sancaklarda dalgalanan fazilet ve şehamet şâhikalarından bütün bir cihâna karşı: Hangi çılgın bana zincir vurabilir?" diye meydan okuyan; "Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavarın" hayâsızca akınlarına karşı kükreyen bir ses olmalıdır. Bu ses, elinden silâhları alınan, hürriyet ve istiklâl için dişiyle tırnağıyla boğuşan bir millete ümidler verecek, onu yeise, bezginliğe, yılgınlığa düşmekten uzaklaştıracak, önüne cennetler serecek, ona Hakk'ın vaad ettiği büyük günlerin, büyük zafer günlerinin yakın, pek yakın olduğunu söyleyecek* er yürekli bir ses olmalıdır.

Büyük şaire müracaat

Büyük Millet Meclisi'nin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver milletin hislerine, duygularına, ızdıraplarına kimin tercüman olacağını, milletin marşının kimin tarafından yazılabileceğini biliyordur. Fakat ne çare ki büyük şair Mehmed Âkif, marşı yazana para verilecek, diye müsâbakaya iştirak etmemiştir.

Maarif Vekili bunu sezer ve müsâbaka hâricinde olmak, müsâbaka şartlarından âzade kalmak şartıyla şair Mehmed Âkif'e müracaat eder. İstiklâl Marşı'nın, onun yüksek ve ilâhî belâgatli kalemiyle yazılmasını şöyle rica eder:

"Pek aziz ve muhterem efendim,İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstâdânelerinin matlub şiiri vücuda getirmeleri maksadın husûlü için son çare olarak kalmıştır. Endişenizin icabettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve teheyyüc vâsıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetlerimi arz ve tekrar eylerim efendim.

5 Şubat 1337 (1921) Umûr-i Maârif Vekili Hamdullah Suphi

Büyük şiir


Onun üzerine Üstad Mehmed Âkif, Tâceddin Dergâhı'nın odasına kapanır, o günkü heyecanlardan ilham alarak "İstiklâl Marşı"nı yazar. 17 Şubat 1337/ 1921 Perşembe sabahı "Kahraman Ordumuza" ithaf edilen bu muazzam şiir, Mehmed Âkif'in başmuharriri olduğu Sebilürreşad'ın baş sahifesinde [Sebilürreşad, XVIII/ 468, s. 305] yayınlanır.**

"Rûhumun senden İlâhî şudur ancak emeli:

Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli;"***

* Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, Meclis'teki hitâbesinde Üstad'ı bu kelimelerle tavsif etmiştir.

** İstiklâl Marşı 21 Şubat 1337 Pazartesi günü de Kastamonu'daki Açıksöz gazetesinde neşrolundu. Mehmed Âkif bir nüsha kendi eliyle yazıp Açıksöz'e göndermiştir.

Beni rahmetle anarsın ya, işitsen, bir gün,

Şu sağır kubbede, hâib, sesimin dindiğini?

Bu heyûlâya da bir kerrecik olsun bak ki,

Ebediyyen duyayım kabrime nûr indiğini.

Mehmed Âkif

Aradan üç yıl geçmiş. Üç yıl önce, 2006 yılında Mersin'i ziyaretinde bir çiftçi sorunlarını, sıkıntılarını, tarımın içine düştüğü güçlükleri kendince ifade etmek istemişti. Başbakan ile aralarında geçen konuşmada "lan", "artist" ve "Ananı da al git" şeklinde hiç hoş olmayan bir tarzda cereyan etmişti. "Ananı da al git" artık siyaset literatürüne geçmiş bulunuyor ve tarihin yanılmaz hafızasının kaydında korunmaya alınmış durumdadır.

1 Mart 1337/1921'de Maarif Vekili Hamdullah Suphi, Üstad Mehmed Âkif'in yazmış olduğu "İstiklâl Marşı"nı Büyük Millet Meclisi kürsüsünden okuduğu zaman mebusların alkışlarından Meclis'in tavanları sarsılır. Ruhları heyecan kaplar, bütün Meclis yekpâre bir kalb hâlinde dalgalanır. Üstad Âkif ise mahcubiyetinden, başını kollarının arasına sokarak, sıranın üstüne kapanır.

Meclis'in heyecanı


Meclis'in o günkü heyecanı fevkalâdedir. Mebusların hissiyatı büyük bir coşkuya dönüşmüştür. Herkes imanının yükseldiğini görüyordur. Al sancağın dalgaları gönülleri heyecandan heyecana sürüklüyordur. Milletin hürriyet ve istiklâl yıldızının dünyalar durdukça parlayacağına bütün gönüller imanla dolmuştur. Vecd içinde titreyen bütün kalbler tek bir kalb olarak, bütün sesler bir ses olarak bağırıyordur:

"Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyyet;

Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin İstiklâl."

Mebusların heyecanlı nutukları

Meclis'te heyecan artar. Birçok hatib kürsüye çıkar. Türk ordusunu tebcil eder. Besim Atalay:

"Millet olarak azmimizi, irademizi doğru ve güzel bir şekilde kullandıkça dâima Allah'ın bizimle olduğunu" belirtir... Ve gittikçe coşar:

"- Efendiler, der, bu millet büyük bir denize benzer. Zaman zaman coşmuş, etrafa dalgalar saçmış ve o dalgalar bir merkez teşkil etmiştir."

Rasih Efendi:
"- Efendiler, der, girdiğimiz mücahedenin büyüklüğü, mütarekeden beri milletin çektiği felâket ve dehşeti, buna mukabil bugün görmekte olduğumuz hâl, saadet-i hâl, bendenizi bu kürsüye çıkarırken cümlenizin kalblerindeki duygulara tercüman olmak için, şu âyet-i celileyi okuyacağım:

Esteîzü billâh, "... Elhamdü lillâhillezi hedâ'nâ lihâzâ ve mâ künnâ linehtediye lev lâ en hedânallâh..." "... Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi, doğruya eremeyecektik..." (Kur'ân, Araf: 7/43).

Rasih Efendi, Avrupalıların bize karşı olan zulümlerini anlatır; felâketli günleri, bu mücadelenin bir iman mücadelesi olduğunu açıklar.

Diğer mebuslar da coştukça coşar. Ateşli nutuklar söyler. Ordu kumandanlarına, Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerine teşekkürler edilir.

İstiklâl Marşı kürsüden okunur


Ondan sonra - ufak bir müzakereyi müteakib - Maarif Vekili/Eğitim Bakanı kürsüye çıkarak büyük heyecanla İstiklâl Marşı'nı okur. Marşın her mısraı, her kıtası sürekli alkışlarla karşılanır. Meclis'i büyük bir heyecan kaplar. Abdülgafur Efendi dua eder, Büyük Meclis en samimi duygularla bu duaya Âmin çeker.

O gün Üstad Mehmed Âkif için en muazzam bir gündür. Hayatında bu kadar heyecanlı bir gün geçirmediğini söyler.



Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından açılan güfte yarışması, sonucunda Mehmet Akif’in (Ersoy) şiiri İstiklal Marşı olarak kabul edildi. 1922 yılında düzenlenen Misak-Milli Tablosu’nda İstiklal Marşı’nın iki mısrası yer aldı.

Marşın resmen kabûl merasimi

Meclis'in 12 Mart 1337/1921 içtimaında da İstiklal Marşı'nın resmen kabul merasimi yapılır.

Birçok takrirler verilir. Nihayet "Bütün Meclis'in ve halkın takdirlerini celbeden Mehmed Âkif Bey'in şiirinin tercihan kabûlünü teklif eden" Balıkesir Mebusu Hasan Basri Bey'in (Çantay) takriri reye konularak kabûl edilir. Onun üzerine mebuslar tarafından "Milletin ruhuna tercüman olan ve Meclis'in kabûlüyle resmî bir mahiyet alan İstiklâl Marşı'nın ayakta dinlenmek üzere, Maarif Vekili Hamdullah Suphi tarafından bir defa daha Meclis kürsüsünden okunması" teklif edilir. Bütün vekiller ayağa kalkarak büyük bir vecd ve heyecan içinde İstiklâl Marşı okunup, dinlenir. 12 Mart 1337/1921 Cumartesi, saat 17. 45. Üstad Âkif heyecanından, mahcubiyetinden Meclis'te duramaz, salona çıkar.

Üstad Mehmed Âkif'in büyüklüğü

İstiklâl Marşı için tahsis edilen beş yüz lira mükâfatı Üstad kabûl etmez. Bu durum o zaman çok kimselerce tuhaf görülür. Aslında o sırada maddi sıkıntısı da vardır. Yine de o bu ikramiyeden bahsedenlere çok kızar.

Baytar Şefik de bir gün bu sebeple Üstad Mehmed Âkif'den fena bir azar yer.

Üstad Ankara'da ceketle gezer. Paltosu yoktur. Pek soğuk günlerde Şefik'in yağmurluğunu ödünç alarak giyer. Bir gün Şefik:

"- Âkif Bey, şu mükâfâtı reddetmeyip de bir yağmurluk yahut bir palto alsaydınız daha iyi olmaz mıydı?"*

Diyecek olur. Âkif Bey alabildiğince hiddetlenir ve böyle söylediği için tam iki ay çok sevdiği Şefik Kolaylı'yla konuşmaz.**

Bir sohbet sırasında Eşref Edib Bey, Üstad Mehmed Âkif Bey'e şu soruyu yöneltir:

"- İstiklâl Marşı'nı niçin "Safahat"a koymadınız? Bu soruya Âkif Bey'in cevabı şöyle olur:

"- Onu millete hediye ettim; artık o, milletindir. Benimle alâkası kesilmiştir. Zaten o, milletin eseri, milletin malıdır..."

* "...Müsabakaya 724 kişi iştirak eder. Fakat bunların gönderdikleri şiirlerin hiç birisi beğenilmez. Nihayet Maarif Vekâleti milletin hissiyatına tercüman olacak bu marşı Âkif'ten başka yazacak şair olmadığını görerek Mehmed Âkif'e müracaat eder. Para ile marş yazılmasını doğru bulmadığı için müsabakaya iştirak etmemiştir. Koca Âkif verilen 500 lira mükâfatı kabûl etmediği zaman, sırtında paltosu yoktu. Pek soğuk günlerde Baytar Şefik'in paltosunu ödünç alarak giyer. Maarif Vekili bu mükâfatı almasını kendisinden rica ettiği zaman, cebinde biraz evvel arkadaşından ödünç aldığı iki lira vardı... Zaferden sonra İstanbul'a döndüğü zaman da cebinde boynu bükük mühründen başka bir şey yoktu..." Eşref Edib, İnkılâp Karşısında Âkif- Fikret, Gençlik Tancılar (Kurtuluş Harbi'nin İman Kaynağı İstiklâl Marşı mı, Tarih-i Kadim mi?), İstanbul 1940, s. 12- 13.


*** Geniş bilgi için bkz. Eşref Edib, Mehmed Âkif- Hayatı, Eserleri ve Yetmiş Muharririn yazıları, İstanbul 1938.


Fahri Güven
Araştırmacı Yazar




Kaynak ....:
http://forum.kanka.net/showthread.php?t=721537
http://images.google.com/