ÖNEMLİ GÜNLER... KURULUŞLAR...
Sivas Kongresi


Erzurum Kongresi’nin ardından 29 Ağustos 1919’da Erzurum’dan ayrılan Mustafa Kemal Paşa, yeni bir kongre toplamak amacıyla 2 Eylül 1919’da Sivas’a geçmiştir.

Sivas Kongresi 4 Eylül 1919 tarihinde açılmıştır. İlk oturumda yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşa, kongre başkanlığına seçilmiştir.

Kongrede ilk önce Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar gözden geçirilmiştir. Sivas Kongresi’nde, Erzurum’da kabul edilmiş olan tüzük yeniden ele alınmış, bölgesel içerikli kararlar ülke geneline yayılmış ve aşağıdaki kararlar alınmıştır:

Sivas Kongresi'nin Yapıldığı Bina Sivas Kongresi'nin Yapıldığı Salon

1.   Yurtta dağınık bir hâlde bulunan bütün cemiyet ve dernekler Sivas Kongresi ile, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adıyla tek bir cemiyet altında birleştirilmiş ve bu suretle millî teşkilat bütün vatana yayılmış; kurtuluş mücadelesinin bu cemiyet aracılığıyla yürütülmesi kararlaştırılmıştır.

2.   Erzurum Kongresi’nde alınan “Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti), bütün Doğu Anadolu'yu temsil eder.” kararı, Sivas Kongresi’nde “Heyet-i Temsiliye yurdun bütününü temsil eder.” şekline dönüştürülmüştür.

3.   Yerel bir kongre olan Erzurum Kongresi tüzük ve bildirisi, ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi tarafından genelleştirilerek vatanın tümünü kapsar hâle getirilmiştir.

4.   Sivas Kongresi’nde ayrıca manda altına girilmesi düşüncesi reddedilmiştir. Bağımsızlık ve bütünlük düşünceleri ile manda altına girme fikrinin birer çelişki olduğu belirtilmiştir.

Kongrenin karar altına aldığı ve İstanbul hükûmetinden ısrarla istediği diğer bir husus da padişah tarafından dağıtılan Meclis-i Mebusan’ın bir an önce toplanmasını sağlamak ve bu amaçla milletvekili seçimine hemen başlanılmasını temin etmekti. Bütün bu işleri yürütmek için Temsil Heyeti oluşturulmuş, başkanlığına da Mustafa Kemal Paşa seçilmiştir.

Sivas Kongresinin Heyeti

Kongre sekiz gün devam etmiş ve 11 Eylül 1919'da çalışmalarına son vermiştir. 13 Eylül 1919 tarihinde de kongrenin yayın organı olmak üzere İrade-i Milliye adı ile bir gazete yayımlanmıştır.

Sivas Kongresi de Erzurum Kongresi’nde olduğu gibi vatanı düşman işgalinden kurtarmak, bağımsızlık ve özgürlüğü sağlamak amacını gütmüştür. Ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi’nin önemini, Atatürk, bu kongrede bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararlar verildiğini vurgulayarak ifade etmiştir.

Sivas Kongresi ile vatanın bölünmez bütünlüğü ve tam bağımsızlık hedefiyle Kurtuluş Savaşı'nın esasları belirlenmiştir. Büyük bir azimle uygulanan bu kararlar sonucunda kesin bir zafer elde edilmiş ve demokratik, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu gerçekleştirilmiştir.

NUTUK'tan
Sivas Kongresi'ni baltalama teşebbüsleri

Efendiler, Kongre 11 Eylül'de sona erdi. 12 Eylül'de Sivas halkının da hazır bulunduğu açık bir toplantı yapılarak bazı nutuklar söylendi.

Kongre görüşmeleri sırasında, önemli olarak Meclis-i Meb'usan seçimlerinin çabuklaştırılması ve Meclis'in nerede toplanması gerektiği konularına dokunuldu. Ancak, şimdi açıklamaya başlayacağım mes'eleler, Kongre görüşmelerini kısa kesmeyi gerektiriyordu. Bu son noktalarla daha sonra Hey'et-i Temsiliye meşgul oldu. 9 Eylül 1919 günü, toplanmış olan bazı bilgiler Kongre'ye şu şekilde açıklandı : «Eskişehir ve Afyonkarahisar'daki İngiliz Kuvvetleri bir kat daha artırıldı. General Miller Konya'ya geldi.

Konya Valisi Cemal Bey ve Ankara Valisi Muhittin Paşa karşı koymaya çekiniyorlar. Yeni Kastamonu Valisi Ali Rıza Bey de tıpkı Cemal Bey türünden bir adammış. Pek sayın arkadaşların böyle durumlar karşısında şiddetli davranma taraflısı olduklarını bildiğimden, hemen sert tedbirler alınmasını Fuat Paşa'dan rica etmiştim. Fuat Paşa da Kongre'nin kendisine olan güvenine dayanarak, Kongre adına gereken tebligat ve teşebbüslerde bulunmuştur.

Bu davranış tarzının yüce hey'etinizce kabul edilmesini rica ediyor. Fuat Paşa, valilere sert uyarılarda bulunuyor. Bölgelere yüksek rütbeli subaylardan millî komutanlar tayin ediyor ve bu komutanlara millet adına her türlü yetki verilmiştir» diyor.

Kongre teklifi kabul etti. Bundan sonra ben açıklamalara şöyle devam ettim :

«Buraya Galip Bey adında bir vali tayin edilmiş, geliyormuş. Ancak, bunun Harput Valisi Ali Galip Bey mi, yoksa Trabzon Valisi Mehmet Galip Bey mi olduğu anlaşılamadı.
Fakat biz başka bir bilgi elde ettik. Mister Nowil adında bir İngiliz binbaşısı Bedirhanlılar'dan Kâmuran Celâdet ve Cemil Bey'lerle birlikte, yanında on beş kadar Kürt atlısı olduğu halde Malatya'ya gelmiş ve mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey tarafından karşılanmışlardır. Harput Valisi de görünüşte bir posta hırsızının peşine düşme bahanesiyle otomobille Malatya'ya gelmiştir. Bu maksatla bunlara Adıyaman'daki müfreze de verilmiştir.

Maksatlarının Kürtleri, Kürdistan kurulacağı vaadiyle aleyhimize çevirerek, bize karşı suikast yapılmasına yöneltmek olduğu anlaşılmış ve karşı tedbirlere de başvurulmuştur. Diyelim ki, valiyi ve diğerlerini tutuklatmak istiyoruz.

Malatya Mutasarrıfı da Kürt aşiretlerini Malatya'ya çağırmıştır. Bu durum üzerine 13'üncü Kolordu bölgesinde faaliyete geçtik. Gereken tedbirler alınmıştır. Yarın akşam Harput'tan gönderilecek bir askerî birlik bozguncuları tepeleyecektir. Buradaki Kolordu Komutanı da gereken tedbirleri almıştır. Malatya'ya ve öteki yerlere de gereken emirler verilmiştir.»

Efendiler, Sivas Kongresi'nin hemen hemen bütün toplantı süresince, sinirlere gerginlik verecek nitelikte haberler almaktan geri kalmıyordum.

Ancak, aldığım bütün bilgileri olduğu gibi Kongre hey'etine sunmakta yarardan çok sakınca buluyordum. Gördünüz ki, şimdi açıkladığım üzere, gerçekten tehlikeli sayılabilecek nitelikte olan Ali Galip meselesinden de söz ederken ihtiyatlı bir dil kullanmayı tercih etmiştim.

Bence en önemli mesele, her türlü güçlük ve tehlikelere rağmen, Sivas Kongresi'nin sonuca ulaşan kararlarla, görüşmelerini bir an önce tamamlamış olmak ve alınan bu kararları memlekette uygulamaya girişmekti.

Bu isteğim yerine geldi.

Bütün memleketi içine alan millî teşkilât tüzüğünün ve genel kongre bildirisinin hemen bastırılarak her yere dağıtılması yoluna gidildi.

Ancak, beklenenlerin dışında yeni olaylar karşısında kalındığından, kongre sona erdiği halde, kongre üyelerinin yeni gelişmeler kendini gösterinceye kadar Sivas'ta kalmalarını uygun gördüm ve gerekirse daha etkili olağanüstü bir kongre toplamak için de hazırlık yaptım.

Ali Galip'in kaçması üzerine, kongre üyelerini Sivas'ta bekletmekten vazgeçildiği gibi, Ferit Paşa Kabinesi'nin düşmesi üzerine olağanüstü kongre toplanmasına da gerek görülmedi (Belge: 55).

NUTUK'tan
Sivas Yolunda

Amasya'dan Erzurum'a gelirken, Sivas'ta küçük bir hikâyeye konu olan olay hatırlarınızdadır. Gariptir ki, Erzurum dan Sivas'a giderken de buna benzer küçük bir durumla karşılaştık.

Erzincan'dan batıya hareket ettiğimiz günün sabahı, Erzincan Boğazı'nın girişine gelir gelmez, bazı Jandarma erlerinin ve subaylarının, heyecanlı ve telâşlı bir şekilde otomobillerimizi durdurduklarını gördük.

Durumu açıkladılar : «Dersim Kürtleri boğazı tutmuşlardır. Tehlike var. Geçilemez.»

Bir subay, merkeze kuvvet gönderilmesini yazmış. O kuvvet gelince, tertibat alacak, hücum edecek ve eşkiyayı püskürterek yolu açacakmış..

Pek iyi ama, bu eşkiyanın kuvveti nedir? Neresini nasıl tutmuş? Ne kadar kuvvet ve ne vakit gelecek?

Bu sorunlar çözülünceye kadar, geri Erzincan'a dönmek ve kimbilir nice günler beklemek gerekir. Bizim ise, işimiz pek aceleydi. Ben Erzurum ile Sivas arasındaki yolu belli bir zamanda katedip kararlaştırılan günde Sivas'ta bulunamazsak, şurada veya burada şu veya bu sebeple korkup kaldığım, Sivas'ta ve başka yerlerde duyulursa, panik başlayabilir, işler altüst olabilirdi.

O halde karar? Tehlikeyi göze alıp yola devam etmek. Başka çaremiz de yoktu. Yalnız ufak bir tedbir almayı uygun buldum.

Hafif makinalı tüfeklerle silâhlanmış olan fedâkâr arkadaşlarımızdan birkaçını -şimdi bir alay komutanı olan Osman Bey ki
Tufan Bey adıyla tanınmıştır. Bunların başında idi- bir otomobille kendi otomobilimizin önüne geçirdik. Sağdan soldan gelecek uzak mesafedeki ateşlere aldırış etmeyerek, otomobiller, şose üzerinde sür'atle ilerlemeye devam edecekler. Vurulan, ölen olursa, onlarla meşgul olunmayacak... Tam şose üzerinde ve yakınında, şoseyi kapamış olan eşkıyaya rastlanırsa, hepimiz otomobillerden atlayacağız ve bunlara hücum ederek yolu açacağız. Kalanlar tekrar kullanılabilir durumdaki otomobillere binerek ve sür'atle uzaklaşarak yola devam edecekler... İşte verilen emir de buydu...

Bu tedbiri ve bu tarzdaki hareketi yerinde ve emniyetli görmeyenler bulunabilir. Gerçi bu tarihlerde Elâzığ Valisi Ali Galip Bey'in Dersim'de dolaştığı, bazı propaganda ve tertiplere giriştiği bilinmekte idiyse de, açıklayayım ki, ben, önce, boğazın gerçekten tutulmuş olduğuna inanmadım.

Bunu İstanbul Hükûmeti'ne hizmet edeceklerini tahmin ettiğim bazı kimseler tarafından, sırf beni geri dönmeye mecbur etmek için kurulmuş bir plân olarak kabul ettim. İkincisi, eğer Dersim Kürtleri boğazı tutmuşlarsa, bunların alabilecekleri tertibatın, uzak tepelerden yola ateş etmekten ibaret kalması bence çok muhtemeldi.

Özet olarak, yürüdük, boğazı geçtik ve 2 Eylül 1919 günü Sivas'a vardık. Halkın, şehrin çok uzaklarından başlayan büyük ve parlak gösterileriyle karşılandık.

3'üncü Kolordu Komutanı olan Salâhattin Bey, Sivas'ta bulunuyordu. Vali Paşa ile birlikte, kongreye gelen temsilcilerin yerleştirilmesinde, Hey'et-i Temsiliye için lise binasının ve kongrenin yapılacağı salonun hazırlanmasında, ayrıca her türlü tedbirin alınmasında, bir konukseverlik örneği verecek şekilde mükemmel çalışmışlardır.

Refet Bey orada değildi. Nerede bulunduğunu da kimse bilmiyordu. 7 Temmuz 1919 tarihli genelgemiz uyarınca, kendi bölgesi olan 3'üncü Kolordu bölgesinden ayrılmaması gerekir ve özellikle tam Sivas'ta kongre yapılacağı günlerde, orada bulunması uygun düşerdi. Haberleşme sonunda kendisinin Ankara'da olduğu anlaşıldı. Ankara'da Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa'ya «derhal ve mutlaka Sivas'a gönderilmesini» emrettim. 7 Eylül'de geldi ve Hey'et-i Temsiliye üyesi olarak tarafımdan Kongre Hey'eti'ne takdim edildi.

Efendiler, bizden önce gelmiş olan temsilciler, gelişimizi beklerken, aralarında toplantılar yapmışlar ve hazırlık olarak bazı tasarılar kaleme almışlar.

Bizim gelişimizden sonra da bazı özel toplantılar ve görüşmeler yapılmış. Bu defa bazı kararlar da verilmiş. Müsaade ederseniz, çok karakteristik olduğu için bu noktayı açıklayayım:

NUTUK'tan
Sivas Kongresi Açılıyor

Sivas Kongresi, 1919 Eylülünün 4'üncü Perşembe günü saat 14.00'te açıldı. Öğleden önce temsilciler arasında bulunan ve öteden beri şahsen tanıdığım Husrev Sami Bey yanıma gelerek şöyle bir haber getirdi: «Rauf Bey ve diğer bazı kimseler Bekir Sami Bey'in evinde özel bir toplantı yapmışlar ve beni başkan yapmamaya karar vermişler.»

Arkadaşların, özellikle Rauf Bey'in böyle bir davranış içine girmesine asla ihtimal vermedim.

Husrev Sami Bey'e itiraf edeyim ki, biraz ciddî olarak, böyle anlamsız sözleri bana getirmemesi uyarısında bulundum. Verdiği haberin aslı olmak imkân ve ihtimali bulunmadığını, arkadaşlar arasında, yanlış anlaşılmalara yol açabilecek sözler sarfedilmesinin doğru olmadığını da ekledim.

Efendiler, ben bu kongrede başkanlık meselesine önem vermiyordum. Başkanlığa, belki yaşlı bir zatın getirilmesinin uygun olacağını düşünüyordum. Bu maksatla, bazı arkadaşların da düşüncelerini yokladım. Bu arada, kongre salonuna girmeden önce koridorda Rauf Bey'e rasladım. «Kimi başkan yapalım?» dedim.

Rauf Bey, âdeta heyecanlı bir sesle, zaten söylemeye hazırlanmış olduğu o anda halinden anlaşılan bir tavırla ve keskin bir dille: «Sen başkan olmamalısın.» dedi. Derhal Husrev Sami Bey'in verdiği haberin doğruluğuna inandım ve doğrusu üzüldüm.

Gerçi, Erzurum Kongresi'nde de benim başkanlığımı sakıncalı görenler vardı.

Fakat onların nasıl kimseler olduklarını belirtmiştim. Bu defa en yakın arkadaşlarımın aynı zihniyeti açığa vurmaları beni düşündürdü. Rauf Bey'e: «Anladım, Bekir Sami Bey'in evinde aldığınız kararı bana bildiriyorsun» dedim ve cevabını beklemeden yanından uzaklaşarak kongre salonuna girdim.

Kongrenin açılmasından sonra ilk söz alan bir yüksek zatın kongre zaptına aynen geçmiş olan şu konuşmasını dinledik:

«— Efendim, şimdi tabiî başkanlık meselesi söz konusu olacak. Bendeniz başkanlığın birer gün veyahut birer hafta devam etmek üzere sıra ile yapılmasını ve üyelerin veya temsil edilen il ve sancak adlarının baş harfleri esas alınarak alfabe sırasına uyulmasını teklif ediyorum.»

Efendiler, garip bir tesadüftür ki, bu teklif sahibinin temsil ettiği ilin adı elif (A) ile başladığı gibi, kendi adının ilk harfi de (A) ile başlıyordu. Ben davet sahibi sıfatıyla bir konuşma yaparak (Belge: 54) kongreyi açtıktan sonra, geçici olarak başkanlık makamında bulunuyordum.

«— Buna neden gerek duyuluyor, efendim?» diye sordum.

Teklif sahibi: «Bu şekilde işin içine şahsiyat karışmamış olacağı gibi, eşitlik ilkesine uyulduğu için dışarıya karşı da olumlu bir etki yapmış olur» dedi.

Efendiler, ben, vatanın, teklif sahibi ile birlikte bütün milletin ve hepimizin bir felâket çıkmazında bulunduğumuzu gözönüne getirerek, kurtuluş çaresi olduğuna inandığım teşebbüsleri, sonsuz güçlük ve engellere rağmen, maddî, manevî bütün varlığımla bir sonuca ulaştırmaya çalışırken, benim en yakın arkadaşlarım daha dün İstanbul'dan gelmiş ve tabiî olarak işin içyüzünü bilmeyen, saygı duyduğum yaşlı bir zatın diliyle, bana şahsiyattan söz ediyorlar.

Bu teklifi oya koydum. Çoğunlukla reddettiler. Başkan seçimini gizli oyla yaptırdım. Üç olumsuz oya karşı, beni başkan seçtiler.

NUTUK'tan
Sivas Kongresi'nin Yaptığı İşler

Sivas Kongresi'nin gündemini, Erzurum Kongresi'nin tüzük ve bildiri metinleri ile, bizden önce Sivas'a gelmiş olan yirmi beş kadar üyenin hazırladığı bir muhtıra oluşturacaktı.

İlk açılış günü olan 4 Eylül ile, beşinci, altıncı günler yani üç gün, İttihatçı olmadığımızı ispat için yemin etmek gerektiğinden, yemin formülü hazırlamakla, Padişah'a sunulacak bir yazı (arîza) yazmakla, kongrenin açılışı dolayısıyla gelen telgraflara cevap vermekle ve özellikle, kongre siyasetle uğraşacak mı uğraşmayacak mı konusunun tartışması ile geçti. İçinde bulunulan mücadele ve yapılan işler siyasetten başka bir şey değilken, bu son konuyu tartışmak, hayretle karşılanacak bir durum değil midir?

En sonunda, Kongrenin dördüncü günü asıl maksada geldik ve aynı günde, Erzurum Kongresi Tüzüğü'nün metnini görüşerek hemen bir sonuca bağladık. Çünkü, Erzurum Kongresi'nin Tüzüğü'nde yapılması gereken değişiklikleri zaten hazırlamış ve gereken kimseleri de aydınlatmış bulunuyorduk.

Bununla birlikte, yapılan değişiklikler sonradan bazı itirazlara, anlaşmazlıklara, birçok yazışma ve tartışmalara yol açtığı için, değiştirilen noktaların önemli olanlarına işaret edeceğim:

1 — Derneğin adı «Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti» idi. «Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti» oldu.
2 — «Hey'et-i Temsiliye, bütün Doğu Anadolu'yu temsil eder» yerine «Hey'et-i Temsiliye bütün vatanı temsil eder» dendi. Mevcut üyelere altı kişi daha eklendi.
3 — «Her türlü işgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine bağlı sayacağımızdan, topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir» yerine «Her türlü işgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmiş faaliyetin reddi konularında topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir» denildi.

Bu iki cümlede anlam bakımından elbette büyük fark vardır. Birincisinde İtilâf Devletlerine karşı düşmanca tavır alma ve direnmeden söz edilmiyor. İkincisinde bu husus açıklık kazanıyor.

4 — Tüzüğün dördüncü maddesinde yer alan konu oldukça tartışmalı geçti. Madde şuydu:

«Osmanlı Hükûmeti'nin yabancı devletlerin baskısı karşısında, buraları (yani Doğu illerini) bırakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa, alınacak idarî, siyasî, askerî tedbirlerin tayin ve tespiti» yani geçici bir idare kurma konusu.

Sivas Kongresi Tüzüğü'nün bu maddesindeki «buraları yerine yurdumuzun herhangi bir parçasını bırakmak ve ilgilenmemek...» şeklinde daha geniş ve genel bir kayıt kondu.



Kaynaklar .... :
http://www.tsk.tr/8_TARIHTEN_KESITLER/8_8_Turk_Tarihinde_Onemli_Gunler/
http://www.atam.gov.tr/