Sürdürülebilir Kalite
Prof. Dr. Ali Rıza Kaylan
Türkiye Kalite Derneği / Yönetim Kurulu Başkanı



Kalite olgusu dinamik ve çok boyutlu bir kavram. Ürün ve hizmetle ilgili görgü ve deneyimlerimizin zamanla artması doğal olarak beklentilerimizi etkilemekte. Geçmişte bizi mutlu eden ürün ve hizmetlerin mevcut
özelliklerini, zamanla yetersiz görmeye başlarız. Başka bir deyişle kalite beklenti çıtası zamana bağımlı olarak sürekli yükselir.

Kısaca kullanım amacına uygunluk olarak tanımladığımız ürün kalitesi, performans, özellikler, güvenilirlik,
dayanıklılık, onarılabilirlik, estetik, algılanan kalite, standartlara uygunluk şeklinde sekiz boyutta değerlendirilir (Garvin 1987). Hizmet kalitesinden söz ederken ise güvenilirlik, hızlı yanıt, güvence, empati
ve görüntü şeklinde beş boyutttan bahsederiz. Ürün için tanımlanan sekiz, hizmet için tanımlanan beş boyut
arasında sürdürülebilirlik kavramından bahsedilmemektedir. Japon kalite düşünürü Taguchi ürün ve
hizmet kalitesine daha geniş bakmış ve kaliteyi sadece ürün veya hizmeti satın alan kişi açısından değerlendirmemiştir. Olumsuz etkileri göz önüne alarak, kalitesizliği “topluma verilen zarar“ olarak tanımlamıştır.

“Zararsızlık” kaliteli ürün ve hizmet için en önemli özellik olmalı. İnsanların yaşam kalitelerini yükseltelim derken onlara zarar vermek kabul edilemez. Yaşam ortamını yok edenler, o ortamla beraber kendileri de yok olmaya mahkumdur. Bu da her şeyden önce çevresel koşulları düşünmemiz ve artık kirlilik yaratmayı bırakmamız gerektiği anlamına geliyor. Yaşam kalitesini artırmak ortak amaç iken, insanların toprağı, suyu, havayı, besinleri zehirlemeleri oldukça garip bir durum.

“Sürdürülebilirlik” kavramından ne anlıyoruz? Bu konuda Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun 1987 yılı tanımını hatırlayalım. “İnsanlık,
gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme
yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçlarını temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir.” Dolayısıyla sürdürülebilir kalkınma, ekonomik büyüme ve refah seviyesini yükseltme çabalarını, çevreyi ve yeryüzündeki tüm insanların yaşam kalitesini koruyarak gerçekleştirme yöntemidir.

Sürdürülebilir gelişme, çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik boyutlarını içermektedir. Doğaya karşı daha duyarlı davranarak, yenilenemeyen enerji
kaynakları yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının verimli kullanımı çevresel sürdürülebilirlik için gerekmektedir. Doğal enerjinin verimli kullanımı sonucu
ülke ekonomisinde gelişme gözlenir. Ekonomideki kalkınma sürdürülebilir ekonomi kavramını gerçekçi kılmaktadır. Çevreye duyarlı bir yaklaşım sonucunda sağlıklı toplumlar oluşur. Sağlıklı toplumların ekonomik refah içinde yaşantısı sosyal sürdürülebilirlik olarak adlandırılmaktadır.

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (KİS) çevreye ilişkin üç ilke (7, 8, 9 nolu ilkeler) vermektedir.

* İş dünyası çevre sorunlarına karşı ihtiyati yaklaşımları desteklemeli (7. İlke),
* Çevresel sorumluluğu artıracak her türlü faaliyete ve oluşuma destek vermeli (8. İlke),
* Çevre dostu teknolojilerin gelişmesini ve yaygınlaşmasını desteklemeli (9. ilke)

Yedinci ilkede belirtilen ihtiyati yaklaşım çeşitli kavramları içerir. Bir eylemin veya değişimin çevreye zarar vermeyeceğini kanıtlama görevi, eylemi gerçekleştiren veya değişime sebep olanların sorumluluğundadır (Özen gösterme sorumluluğu). Geçmişte aldıkları yanlış kararlar nedeniyle çevreye zarar verenler, sayısız çok taraflı sözleşmede de yer alan “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluk” ilkesi uyarınca verdikleri zararı tazmin etmelidirler (Ekolojik borçların ödenmesi).

“Kirleten Öder” ilkesi ne kadar çok benimsenirse,enerji tasarrufu, kaynak verimliliği de o ölçüde özendirilir.Günümüz teknolojisiyle emisyonların ve kaynak
kullanım düzeylerinin izini çok daha kesin bir biçimdesürmek mümkün. Her fabrika bacasından, hattaher otomobilin egzozundan çıkan gazlar izlenebilir ve
ölçülebilir. Her sürücüye ay sonlarında bir otomobilkirliliği faturası gönderildiğini düşünelim. Daha azyakıt tüketen ve daha temiz otomobil kullanmamızı
özendirmek için, çevreye verdiğimiz zararın karşılığınınistenmesinden daha iyi bir yol olabilir mi?

Dokuzuncu ilkede bahsedilen çevre dostu teknolojiler, çevreyi koruyan, daha az kirliliğe yol açan, tüm kaynakları daha sürdürülebilir biçimde kullanan, atıkların ve ürünlerin daha fazlasını geri dönüştüren ve kalıntılarını kendinden önceki teknolojiye oranla daha kabul edilebilir biçimde bertaraf eden teknolojilerdir. Bu tanıma göre sadece boru-sonu şeklinde tanımlanan arıtma, yok etme, izleme teknikleri kapsanmaz. Özellikle önerilen kirlenmeyi önleyen, daha temiz üretimi sağlayan koruyucu yaklaşımlardır.

İsraf ve kötü yönetim fakirliğe adaydır: Debileri ve uzunluklarıyla dünya sıralamasına giren nehirlerimizle, gürül gürül akan çağlayanlarımızla Türkiye‘nin su zengini bir ülke olduğunu düşünürüz. Oysa ki uluslararası standartlara göre, bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 8-10 bin metreküpten az olmaması gerekmekte. Kişi başına bin metreküpten daha az su düşen ülkeler ise su fakiri sayılmakta. 2008 yılında 1652
metreküplük suyumuzla neredeyse su fakiri ülke sınırına yaklaşmaktayız. Su kullanımının etkin yönetimi sürdürülebilirlik için son derece kritik önem taşımakta. Su yönetiminde yapılan ciddi hatalar, ülkeyi hem
kuraklığa, hem de içme suyu darboğazına sokmakta. Sanayi atıkları ve doğal dengenin bozulmasıyla, kirlilik suyu tehdit eden en önemli faktörlerin başında gelmekte. Arıtma tesisleri sayıları artarak hızla devreye alınmalı. Suda en büyük israf tarımda yaşanmakta olduğu bilinen bir gerçek. Damla ve yağmurlama sulama yöntemlerini içeren tarımsal sulama altyapılarının teşvik edilmesi gerekmekte.

Yaşamsal önemi olan su kaynakları kötü yönetilmekte, hızla tüketilmekte. Suyu tükenen toplumların yaşamlarını sürdürmeleri mümkün olabilir mi? Kuruyan
akarsularıyla, suyu giderek azalan barajlarla gerçek bir doğal krize adım adım yaklaşılmakta. Bu krizi en iyi şekilde yönetmek ve en az zararla atlatmaya çalışmak için doğru siyasi stratejiler geliştirilmeli.


Suyun dünya genelinde çizdiği resim de oldukça karamsar. Hergün yaklaşık 25 bin insan sağlıksız su kullanımı nedeniyle ölmekte. 1.5 milyar insan sağlıklı
içme suyu bulamamakta.


Yenilikçi yaklaşımlar sürdürülebilirliği besler: Teknolojinin en uygun şekilde kullanılması, yenilikçi yaklaşımlar krizin hafifletilmesine ve su sorununun çözülmesine özgün katkılar sağlayabilmekte. Buna çok güzel bir örnek www.waterpyramid.nl web adresinde izlenebilir. Dünya Bankası 2006 yılında yenilikçilik ödülünü Su Piramidi (WaterPyramid) ürününe verdi. 600 metrekare alan üzerine kurulu çadır, tuzlu ve kirli suyu güneş enerjisi kullanarak işleyip günde 1.250 litre temiz içme suyu elde etmeye yaramakta.

Toplum bilinçsiz ise ve yasalar uygulanmıyorsa sorun çözülmez: Bu konuda çöplerle ilgili geri dönüşüm örneği verilebilir. Ülkemizde de çevre ve atık yönetimi ile ilgili yasalar, yönetmelikler son 3-4 yıldır devrede. Aslında evlerde ve işyerlerinde çöplerin geri dönüşüm için ayrıştırılması yasal bir zorunluluk. Ancak geri dönüşüm konusunda toplum bilinçli değil. Avrupa’da çocuklar doğumdan itibaren, evsel atıkları, kağıtları, şişeleri, tenekeleri, pilleri farklı torbalara atacaklarını görerek büyüyorlar. Ülkemizde yerel yönetimler bu yasalara nadiren sahip çıkmakta ve ilgili yasalar düzgün uygulanmamakta. Çöplerini ayırmayana evlerde 150 YTL’den, işyerlerinde 3.000 YTL’den başlayan cezalar verilebileceğini kaçımız biliyoruz. Türkiye’de yılda 27 milyon ton çöp üretiliyor. Sadece ambalaj atıklarının (yaklaşık 4 milyon ton) dönüştürülmesiyle elde edilecek gelir, 1 milyar YTL’yi aşmakta. 1 ton kullanılmış beyaz kağıt geri kazanıldığında 17 çam ağacını, 1 ton kullanılmış gazete kağıdı da 8 çam ağacını kesilmekten kurtardığını unutmamalıyız.

Kalitesiz verimlilik, verimsizlik getirir: Yüksek verim uğruna çiftçiyi daha yüksek maliyetli enerji kaynaklarına ve petrole bağlı tarımsal üretim modeline yönlendirirken, eğitim yetersizliği nedeniyle teknolojinin doğru kullanılmaması, tüketici açısından zaman zaman özellikle hormon ve ilaç kalıntısına bağlı gıda güvenliği sorunlarını gündeme getirdi. Üretim metotlarına bağlı olarak gıdalar, sağlık sorunlarının önemli sebepleri arasında yer almaya başladı. Kalite denetiminden geçemeyen ürünler ise ciddi kayıplara neden oldu.

Sürdürülebilirlik esasında, organik tarım adı altında geleneksel tarım metotları giderek tekrar önem kazandı. Traktör üreticileri, ilaç ve gübre sanayi, endüstriyel tohum firmaları, kredi kuruluşları, sertifikasyon sistemleri sağlayıcılarının karlılığından önce , toprağın korunması, üzerinde yaşam sürdüren üretici ve onun emeğini destekleyen tüketicinin sağlığı daha önem kazanmaya başladı.


Ucuz alan pahalı öder: Tüketicinin bilinçsiz ve duyarsız olmasına verebileceğimiz bir diğer örnek, bizlere “Ucuz et tencereyi yakar.“ ve “Ucuz etin yahnisi yavan olur.“ özdeyişlerini hatırlatmakta. Aynı zamanda çevre bilincinin de ne kadar eksik olduğunu göstermekte. Türk gıda kodeksine göre, gıda maddelerinin atık plastik maddelerin hijyenik olmadan dönüştürülmesiyle elde edilen poşetlerin içinde taşınması ve muhafaza edilmesi yasak. İçinde mikroorganizma barındıran bu poşetlerin, şeffaf olanlara göre daha ucuz olduğu için esnaf tarafından tercih edilmekte ve Türkiye’de yılda 260 bin ton civarında siyah poşet tüketilmekte. Naylon poşet yerine bez torba veya file kullanılması çok daha sağlıklı.

Bir yıl içinde sadece ABD’de 12 milyon varil petrol, plastik poşet yapımı için kullanılıyor. Dört kişilik bir ailenin bir yılda kullandığı poşet sayısı ise tam 1460’ı
buluyor. Bir plastik poşetin doğada çözünebilmesi için en az 500 yıl en çok 1000 yıl geçmesi gerekiyor. Isı ve güneş ışınlarının plastik torbalarda kimyasal çözümlemelere neden olduğu, zaman içinde daha küçük, ancak daha zehirli petro-polimerlere bölünmesine yol açtığı, bunun da toprak ve suyu zehirli hale dönüştürdüğü kaydediliyor. Pek çok deniz canlısı denize atılan poşetleri yutarak ölüyor.

İrlanda, Avrupa’da bir ilk olarak, 2002’de plastik torbaları vergilendirdi. Çin, kullanımını paralı hale dönüştürdü. 27 Mart 2007 tarihinde San Francisco
Amerika’da plastik torba kullanımını ilk yasaklayan şehir oldu.

Bugün altı buçuk milyara yakın olan dünya nüfusuna, yılda 87 milyon yeni insan ilave olmaktadır. 2025’lerde yaklaşık 8 milyar olması beklenmektedir. Hızla artan nüfus, kısıtlı kaynakların aşırı tüketimi ve tahribi, yaşam kaynağı çevreye verilen zararları körüklemektedir. Doğal kaynaklara olan talep artışıyla birlikte, bir yandan kaynaklar hızla tüketilmekte, diğer yandan çevresel kirlilik artmaktadır. Doğal kaynakların korunması tüm dünya için acil bir sorun niteliği taşımaktadır.

Diğer taraftan sürdürülebilirlik bilincinin son yıllarda artması umut verici. Çok sayıda yönetici, şirketini yeni yeni gelişmekte olan bu “temiz teknoloji” fırsatı
çerçevesinde yeniden yapılandırıyor. Hergün kendimize, sürdürülebilir kalite ve çevre için ne yaptığımızı sormanın vakti çoktan geldi. Bu yıl 24-26 Kasım’da 17. Kalite Kongre Kongremizde tüm yönleriyle işleyeceğimiz “Kaliteli Çalışmak, Kaliteli Yaşamak“ teması ülkemiz ve dünya için son derece önemli.


Kaynak....:
http://www.kalder.org/genel/oncekalite/okagustos126.pdf